20 Ekim 2008 Pazartesi

Siena'ya Bir Gün Yetmez...

O Günün gecesi:
"Siena'ya bir gün yetmez"... Gece otele döndüğümüzde sessiz konuşmamızın tek cümlesi buydu...

O Gün:
Sabah erkenden uyandık. Yapılan kahvaltıdan sonra Tomtom'a adresi girdik. Hedef: Siena... Gene paralı yol mesajı ve gene pek tabii ki "Hayır" cevabı. Çıktık yola. Köylerin içinden ilerlerken ve bir kaç tepe geçtikten sonra karşımızda bir yol ayrımı ve tabelalar. Tomtom der ki: "Sağa dön, Now". Tabela der ki:" Siena solda"... İşte Tomtom'un kumam olduğu an. Ben çığlık çığlığa "Sola dönmemiz lazım" derken, Dino "Ama Tomtom sağ diyor" der ve sağa dönüş yapar. Benden cevap: " Tomtom ile bir ömür boyu mutluluklar dilerim." Sonra ilerleyen dakikalarda Dino'nun en kaba tabiriyle beni dağa kaldırdığını anladım. Ev yok, köy yok... Gidiyoruz bir elamete... Bir tepenin başında ev gördüğümde "Resim çekmem lazım" diyerek kendimi arabadan dışarı attım. Karşımda taştan ev ve göz alabildiğince orman vardı. Bütün gezimiz yolunca gördüğüm evlerin büyük kısmı bu tarz ve genellikle tepelerde yer alıyordu. Bu insanlar kışın ne yaparlar diye düşünmekten kendimi alamadım.

Bu moladan yaklaşık 1 saat sonra Siena'ya ulaştık. Elimizdeki tek bilgi Siena'da meydan olarak bilinen "Piazza Del Campo"... Araba ile giremiyorsunuz. Olmayan İngilizce ve İtalyanca ile arabayı park edebileceğimiz bir yer bulup, fotoğraf makinası ve sırt çantası ile başladık meydana doğru yürümeye... 3 tepe üzerine kurulmuş Siena'nın tarihi 12yy. başlarına dayanıyor. Dişi kurt tarafından ormanda bulunan ve emzirilerek büyütülen ikiz erkek çocuğun şehri olarak bahsi geçiyor. Floransa ile çok sıkı çekişmeleri ve savaşları olmuş. 1859 yılında Toskana bölgesi içinde İtalya Krallığına katılmış. Gideceğimiz meydan oldukça önemli bir yer. Midye kabuğu şeklinde tasarımı, en yüksek saat ve çan kulesi ile oldukça meşhur.















Her yıl Temmuz 2'si ve Ağustos 16'sı arasında bu meydan tamamen kapatılıp, "The Palio" adı verilen at yarışları düzenlenmekte. Çevredeki cafelerin masaları kaldırılmakta ve seyirciler için localar hazırlanmakta. Localarda ve göbek kısmı diyebileceğim meydanda insanlar yapılacak olan at yarışını seyredabiliyorlar.

Kaynak: www.aboutsiena.com

İnanılmaz kalabalık oluyormuş. Meydanın keyfini çıkarmak isteyenlerin bu tarih dışında gelmeleri şiddetle tavsiye ediliyor. Ve en sonunda dar sokaklardan geçerek bu meşhur meydana ulaştık. Midye şeklinde hafif eğimli. Hava güneşli. Cafelerde oturanlar, meydanın taşlarında gazete,dergi okuyup, güneşlenenler. Yol yorgunluğu ile attık kendimizi. Direkt taş zeminin üstüne bağdaş kurduk. Ordaki insan kalabalığı içinde gürültüsüz ortamın farkına vardık. Kalabalık ama rahatsızlık vermiyor. Çok keyifli. Karşımızda çan kulesi inanılmaz yüksekliği ile duruyor. O kulenin tepesine çıkanları gördük. Buraya kadar geldik. Çıkmak lazım. Toparlandık ve kuleye doğru yöneldik. İçeri girdik. Kuleye çıkmak için 7euro ödeniyor. Dino girdi ve 2 saniye sonra çıktı. " Ben çıkmam" dedi. Anlamadım. "İstersen sen çık" sohbetinden sonra açıkcası benim de gözüm yemedi. Nedenini bir sonraki çıktığımız ve yüksekliği daha az olan kulede anladım. Merdivenler oldukça dar. Çıkmak için inen grubu beklemek durumundasınız. Ve sürekli dönerek yukarı çıkıyorsunuz. Hem yüksek hem dar... Bizi biraz aşar.




Tekrar meydana döndük ve bir yemek molası. Burda yemek konusunda iki farklı çözüm var. Yiyecek -ki genelde pizza dilimleri oluyor, sokak aralarından içecek ile birlikte tedarik edilip, meydanda piknik havasında yenebilir veya çevredeki cafelerde klasik menü ile bu ihtiyaç giderebilinir. Birinci seçenek açıkcası daha ekonomik ve lezzetli. Benim yemek merakım yüzünden oturduğumuz cafede bir adet lazanya ve bir adet karides salatasına müşerref olduk. Porsiyonlar büyük. Lezzet ise pek öyle ahım şahım gelmedi.

Yemekler bittikten sonra kendimizi gene ara sokaklara attık. Hem ara sokakları gezdik hem de Siena'da ikinci hedefimiz olan "The Cathedral" doğru yürüdük. Yapımı yaklaşık 200 yıl süren bu katedral tamamen Siena ve Floransa arasındaki çekişmeden doğmuş.
















Floransa'daki katedralden daha büyük olması istenen bu katedral özellikle cam işçiliği ile ön plana çıkıyor. İçindeki yer mozaik çalışmaları ve duvarlardaki tabloları gördüğümde nefesim kesildi. Biraz daha detaylı baktığımda gülümsedim. Karşımda "Osmanlı" duruyordu.

Katedralden çıkıp, yakınında bulunan ve çıkacağımız kulelerin ilkine yöneldik. Kuleden ziyade yüksek bir tak şeklinde idi. Gene dar ve dönerek çıkan merdivenler... Kendime ayıp olmasın diye "Ya Allah" şeklinde düştüm öne, Dino arkamdan "Yüksek değil mi?" soruları ile geliyordu. Başardık, tepedeydik. Hafif bir başdönmesi ile hemen oturduk. Şehir ayaklarımızın altındaydı. Muhteşem bir manzara ve daha detaylı inceleme. Çatılarda uydu anteni yok, sonradan öğrendik ki klimada kullanmıyorlarmış. Daha doğrusu yasakmış. Şehrin dokusunu korumak için alınan bir önlem. İçim acıdı. Ülkemizden daha güzel değil veya daha zengin değiller. Bakış açıları farklı. Veya gelir kaynağının ne olduğunu çok iyi çözmüşler...
















Kuleden indik ve tekrar ara sokaklardan meydana döndük. Ara sokaklarda ben bu sefer biraz dağıldım. Dukkanların küçüklüğü ve tasarımları çok hoşuma gitti. Genelde yiyecek ve giyim üzerine dukkanlar var. Tam bunları konuşurken bir dukkanın önünde aniden durdum. Dino " Ne gördün, Ne oluyor??" derken, "Mum" diyerek dukkana daldım. Farklı tasarım diye ben buna derim. O güzel, bu güzel derken hatun kişi başladı İngilizce anlatmaya. Bütün işlemleri açıkladı. Hani zamanı olsa gösterecek. Ben Türkçe çığlık atarken, sanki anlamış gibi gülüyordu. En sonunda bir çift mum almayı başardık. Kullanmaya kıyabilecek miyim diye düşünmekteyim.

Zor bela ve sürükleyerek beni dukkandan çıkardıktan sonra ikimizde hayır diyemiyeceği bir dukkan ve yiyecek. Dondurma... Külahları ve çeşitleri ile bu sefer ikimizde cama yapıştık. Sipariş vereceğiz ama kalabalıktan sıra gelmiyor. Adamla göze göze geldim ve Dino'yu gösterdim. Dino hemen atladı ve siparişi verdi. Dondurmalar geldi, fotoğraflar çekildi. hayatımda yediğim "Atatürk Orman Çiftliği " dondurmasından sonra en güzel dondurmayı yaladım, yuttum.


Artık ayaklar ve mide iflas etmenin eşiğindeyken son bir hamle kaldı. "Cantucci"... Aldık ve yedik. Bademli Biscotti... İstanbul'da yediğim biscottiden farkı, kumlu olması. Ne sert, ne de yumuşak. Bu arada vitrinlerde gördüğüm ama Dino'nun isyanlarından dolayı tadamadığım bir tatlı daha var. Eğer görüp ve tadına bakıp, bilen var bana ne olduğu konusunda mesaj atsın. Merak bu, rüyalarıma bile girdi.

Akşam üzeri, saat 18.00 suları. Cafedeyiz. Ben de espresso, Dino' da cappucino... Son kare fotoğraf... Dönüş gene paralı yol... Otel'e dönüş ve yarının planı: LUCCA...


Peçete'nin Notu: Hala şarap içilmedi ve peynir yenmedi. Acaba "Biz İtalya'da değil miyiz?" kuşkusu!!!

11 yorum:

etki alanı dedi ki...

Bir serüvenin içine attın ya bizi,sizinle birlikte geziyoruz İtalya'yı...
Arkası yarın!
Haydi hayırlısı....
TüTü

Zeynep dedi ki...

Ne güzel anlatmışsın Siena'yı Ayşem.İnsan bir an evvel gidip görmek istiyor.Dediğin gibi bir güne sığmayacak bir şey.
Bir de şarap ve peynir olmassa olmazı değil mi?:)
Ziyaretin ve yorumun için çok teşekkürler.
Sevgilerimle

♥ Suzi ♥ dedi ki...

Ne güzel da anlatıyorsun,içim açıldı...Ben zaten hep İtalya hayelleri kurardım.İyi geldi sağolasın,sevgiler...

Zeynep Çelik dedi ki...

heyecanla okuyorum gezi notlarını, ayşemcim. çok güzel kaleme alıyorsun. bu arada, o tadına bakmadığın, tatlımsı şeyi, gurme güneş yemişti. cezerye kıvamında içinde meyve kuruları ve badem taneleri vardı. biraz şekeri fazlaydı hatırladığım kadarıyla. yani benim fikrimi soracak olursan rüyalarında yer edecek bir tat değil.

Adsız dedi ki...

:)

Adsız dedi ki...

tekrar gidelim!

dino

Adsız dedi ki...

tekrar gidelim!!!

dino

LATî LOKUM dedi ki...

Merhaba Ayşem Hanım,
Uluslararası arkadaşlık ödülünde sizede yer verdim.
Sevgilerimle

Berceste dedi ki...

Harika anlatmissin Aysem'im, seninle gezmis kadar oldum. Ozel ve tuzel bir gezi olmasaydi, pesine takilmak vardi diyecektim :)

O mumcu teyzelerden ben de Barcelona'da gormustum. Hatta yanimizda yaptilar da. Bayilmistim ve iki kucuk mum almistim. Kullanmaya kiyamadim. Ama zamanla renkleri soldu. Ilk zamanki guzelligi kalmadi. Gene Barcelona'da La Sagrada'ya giris ayri ucretlendirilmis, kuleleri ayri ucretlendirilmisti. Benim gonca caktirmadan taksit taksit soyuyorlar adami yorumunda bulundu ki sehri gezdikce bu yoruma hak verdim! Eskiden Ingiltere de ayni sekilde imis ama simdi muzeler ucretsiz! Bir de TomTom'a satasmadan duramayacagim. Ona baska bir isim bulmali, markasi Tom Tom ve o marka en kotulerinden biri imis! Ama niye ise hepimiz onu oyle taniyip biliyoruz. Yol, yon bulma zimbirtisi :P

masalmutfagi dedi ki...

ee hadi ama Ayşemciğim Siena'da kalmıştık..:))
Valla zevkle takip ediyorum hani böyle roman okur gibi.:))her gün bir iki sayfa misali keyfle kahvemin yanında yazını da yudumluyorum..:))ellerine parmaklarına sağlık.
Ülviye

Adsız dedi ki...

Merhabalar, yazinizi yeni okuma firsatim oldu. Yiyemediginiz tatlinin adi "panforte" ve toscana ve de hatta siena'nin yoresel tatlisidir. gunumuzde artik ticarilestigi icin her zaman yapilip satilsa da ozellikle noel de yenilir("pandoro" denilen italyan keki gibi). icinde meyve, kuruyemis bulunur ve de sekerden ziyade bal kullanılır. gene de denemekte fayda var diye dusunuyorum artik bir daha ki sefere tadına bakarsınız :)
sevgiler,
isil